EVLENMEDEN ÖNCE YAPILAN EN BÜYÜK HATA

Fatma hanım, sırtına ekin destesini aldı vedüşünceyle ilerlemeye başladı. Birden kayınvâlidesinin sesiyle kendine geldi:

-Kız Fatma çabuk buraya gel. Sarı inek doğuruyor, yardım et!.. Can havliyle sırtındaki destesini indirdi ve ahıra koştu.
Aman Yâ Rabbi… Hayvan da olsa, ne kadar
acı çekiyordu. Fatma hanım,
kayınvâlidesiyle
birlikte hayvanın doğum yapmasına yardım
ediyordu. Kayınvâlidesi:

“-Bir hayli zor olacak galiba!..” dedi.

“-Evet zora benziyor. Dana toplu herhâlde.”
diye mırıldandı Fatma hanım da…
Fatma, hayvan acı çekmesin diye şifâ
âyetlerini, ardından bildiği bütün sûreleri
okumaya başladı. Kayınvâlidesi:

“-Deli kız, ineğe de okunur mu?” dedi. Fatma
ise:

“-Ana bak, çok acı çekiyor, yüreğim
dayanmıyor.” diye cevap verdi, gözyaşlarıyla…
Bir saat zorlu bir çabanın ardından, sarı kızın
bir tosunu oldu. Sarı kız hemen şefkatle onu
yalayıp kokladı.

Fatma’nın bütün merhameti, sanki gözlerinden
yaşlarla ılık ılık akıyordu. Kayınvâlidesi:

“-Bak, ineğin bile yavrusu oldu. Dört senedir
bu kapıdasın, bir torun veremedin
kucağımıza!” dedi. Fatma ise:

“-Allâh hayırlı evlat versin, ana.” dedi.
Kayınvâlidesi ise:

“-Hayırlı, hayırsız!.. Bir evlâdın olsun. Bizi ele
güne dil ettin ya!..” dedi öfkeyle…
Fatma, ikindi namazından sonra duâ için
secdeye vardı ve:

“Rabbim dört yıldır senden hayırlı evlâd
istiyorum. Olmuyor Rabbim! Hep hayırlı
istiyorum, ben âciz hâlimle nasıl hayırsız bir
evlâtla baş edebilirim. Ben kendimi ıslâh
edemezken onu nasıl ıslâh edeyim.” diye
gözyaşlarıyla yıkanan, salavâtlarla taçlanan
duâsını bitirdi.

Dört kez hâmile kalmış, ama hepsini
kaybetmişti. Ve ısrarla “hayırlı evlat ver” diye
duâ etti, etti. Birkaç ay sonra rüyasında bir
ses:

“-Kızım, hayırlı bir kız evlâdın olacak, adını
Hediye koy.” dedi. O, yine hep “hayırlısını”
istedi. Nihâyet Allâh’ın lutf u keremiyle
yavrucuğuna kavuştu. İsmini, Ayşe Hediye
koydu.

Yalnız Ayşe durmadan hasta oluyor, her gece
doktora götürüyorlardı. Fatma hanım, geceleri
nefes alıyor mu diye sürekli onu dinliyordu.
Uyku nedir bilmez oldu. Bir gece yine doktora
götürdüler. Doktor:

“-Kızım, sen bu çocuğa köyün zor
imkânlarında bakamazsın, bünyesi çok zayıf ve
hassas, ölür! Benim de yıllardır çocuğum
olmuyor onu bana ver!” dedi.

Fatma’yı bu teklif iyice bunalttı ve:
“-Aslâ!” dedi. Ve çocuğuyla birlikte eve
döndüler. O gece, iki rekat hâcet namazı
kıldıktan sonra Rabbine yalvardı, duâ etti:
“-Rabbim, bu evlât hayırlı olacaksa onu bana
nasip edip sevindir. Bende büyüsün, bir
yetimle evlendirip onu sevindireyim.” diye duâ
etti. Seccâdesini toplarken:

“-Veren de O, alan da O, bize sadece duâ
düşer.” dedi.

Ayşe, günden güne iyi oluyordu ve gün
geçtikçe büyüdü, şirin bir kız oldu. Allah,
Fatma hanıma ardı ardına dört evlat daha
ihsân etti. O, hep:

“-Hayırlı olursa nasip et, hayırsızsa ben nasıl
onu ıslâh ederim, ben kendimi bile ıslâh
edememişken!..” diye duâ etmeye devam etti.
Ayşe, ilkokulu bitirince Kur’ân Kursuna
verdiler. Orada çok başarılıydı. Edebiyle,
ahlâkıyla, çalışkanlığıyla kendini sevdirmişti
hocalarına. Hocaları hâfızlığa başlatmak için
ısrar ediyorlardı. Çünkü hıfzı çok kuvvetliydi.
Ayşe ise “ya onun hakkını veremezsem,
Rabbimin huzûruna nasıl çıkarım” diye iç
hesapları yapıyordu. Ve nasiptir, bu düşünce
sebebiyle hıfzına başlamadı.
16 yaşındaydı, güzelliği ve edebi onu
akranlarından ayırıyordu. Yaşı küçüktü, ama
çok tâlibi vardı. Bir gün bir genç talip oldu,
âilesi oldukça varlıklıydı. Diğer taraftan da
fakir, anasız babasız bir genç tâlipti:
“-Öğretmenlik imtihanlarına girdim.
Kazanırsam elimde tek hünerim o… Başkaca
verecek hiçbir şeyim yok.” dedi.
İki taraf için de zaman istediler. Fatma hanım,
kızına:

“-Ben çok yokluk gördüm, sen görme kızım.
Fakir olan çocuk, kendine başkasını bulsun.
Seni böyle göz göre göre yokluğa atamam.”
dedi.

Karar verildi. Ertesi gün, zengin gencin
âilesine haber verilecekti. Fatma hanım, o
gece rüyâsında Kâbe’nin duvarlarını sıvıyordu.
Fakir genç de sırtında harç taşıyıp, ona yardım
ediyordu. Böylece Kâbe’yi sıvayıp bitirdiler.
Uzaktan bir ses duydu:

“-Bir yetimi sevindirmek Kâbe’yi inşâ etmek
gibidir. Kızım verdiğin sözü unutma, yetimi
sevindir. Allâh onu mübârek kılsın.”
Bu sesi tanımıştı. 16 yıl önce yine rüyâda
kendine çocuğunun olacağını müjdeleyen
sesti. Uyandı ve rüyâsını kızına anlattı. Ayşe
ise:

“-Anneciğim sen her zaman en hayırlısını
istersin, Rabbimden. Bu apaçık bir rüya!..
Rabbim gönül evlerimizi lutfuyla zengin
kılsın.” dedi.

Kur’ân sadâları içinde düğün yapıldı. Her şeyin
en sâdesi seçilmişti evi için… Bir takısı yoktu
Ayşe’nin, ama gönlü îmân dolu bir hazineye
sahip olduğu için Allâh’a duâ ediyordu.
Unutmayalım biz insanoğlu çok âciziz. Neyin
hayır, neyin şer olduğunu bilemiyoruz. Âyet-i
kerimede buyurulduğu üzere, bazen: “Hayır
ister gibi ısrarla şerri istiyoruz.” Onun için
Rabbimizden, her zaman her şeyin en
hayırlısını isteyelim.

Paylaş

Tavsiye İçerikler...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir